The Loser
***
gözümü açtığımda bir masanın üstündeydim
herkes gitmişti: cesaret abidesi
ışığın altında, suratını asarak, beni döve döve yere sermişti . . .
derken kurbağa kılıklı bir herif belirdi karşımda, elinde pürosuyla,
“Evlat senden dövüşçü falan olmaz” dedi bana,
ben de doğrulup, onu bir sandalyenin üstünden yere ittim
tam filmlerdeki sahneler gibiydi
koca kıçının üstüne oturmuş, aynı şeyi
tekrarlayıp duruyordu: “Yüce İsa adına, adamım derdin
ne senin ha?” ayağa kalkıp üstümü giyindim,
ellerim hala bantlıydı,
eve vardığımda ise bantları söküp attım ve
ilk şiirimi yazdım,
ve o gün bugündür
dövüşüyorum.
Charles Bukowski
***
Çevirmenin Notu: Rocky Balboa ve Sylvester Stallone isimlerini dünya çapında duyulmasını sağlayan Rocky serisinin ilk (ve tartışan olsa da tartışmasız en iyi) filmi, aynı zamanda modern sinema tarihinin unutulmaz sahnelerinden birini de içinde barındırır. Rocky ve Adrian’ın ilk randevusudur. Rocky onu buz pistine kaymaya götürmüştür. Adrian buzda esmer bir kuğu gibi yavaşça süzülürken Rocky ellerini cebine sokmuş kösele ayakkabıları ile onun yanında küçük adımlar atan dev bir penguen gibi yürümektedir. Bir noktada Adrian Rocky’ye neden dövüştüğünü sorar. Rocky’nin cevabı basittir: “Çünkü ne şarkı söyleyebiliyorum ne de dans edebiliyorum”. Sanki bu iki kısa kesit, kaybedenlerin mücadele hikayelerini ve kendilerini ifade etme çabalarını madalyonun ters yüzlerinden anlatmaktadır...
Devamını okuyun!
Çarşamba, Temmuz 25
Kaybeden
Perşembe, Temmuz 12
hala gece
Hala gece. Üzerinde günlerdir giydiği pantolonu ve bluzuyla dağınık yatağa belki yirminci kez uzanıyor. Başı duvardan yana dönük. Kirli beyaz duvar üzerindeki bir lekeye gözünü dikiyor. Nefes alışına dikkat kesiliyor. Neden hızlı? Gözlerini çılgınca büyütüyor. Büyüttükçe kendiliğinden gelişiyor. Yüzünde, aynaya baksa çığlık atacağı bir ifade.
Ezan sesi yetişiyor imdadına. Bir insan sesi… Uzaktan geceyi doldurup ona sesleniyor. İçini fark ediyor. Anlatılmaz bir yakınlık ve uzaklık hissi. Hiç bitmesin… En azından biraz daha devam etsin. Bu dünyada var olduğunu; şu an yaşadığını; duyduğunun, gördüğünün, tat aldığının bilincine vardığını düşünüyor. Evet yaşamak!
Gözü sigarayı arıyor. Hemen elinin altında. İşte güzel bir tesadüf, kolaylık. Kendini değerli hissediyor. Uzandığı yerden, paketten bir sigara çekiyor. Çakmak görünürde değil ama bunu aklına getirmek istemiyor. Kalkıp sakince çakmağı arıyor. Sakin… Üç raflı kitap dolabını gözüyle tarıyor. Eğilip, yerdeki birkaç parça giysiyi kaldırıp altına bakıyor. Komodinin üstünü eliyle karıştırıyor. Yok. Sigara keyfini bozmamak için aynı sakinlikle mutfağa gidiyor. Işığı yakınca kocaman bir hamam böceğiyle karşı karşıya. Siyah, iğrenç. Ama bir o kadar özenle yaratılmış, bakımlı bir hali var. Simsiyah parlıyor. Kendi saçı gibi; boyatmazdan önce. Böceği görmezden gelip dolaptan su çıkarıyor. Buz gibi su boğazından bir taş parçası gibi iniyor. Ağzı pas tutmuş.
Ocağı ateşleyip eğilerek sigarasını yakıyor. Dönüp ilk adımını attığında içini ezip geçen tiksindirici bir çıtırtı duyuyor. Tüm vücuduyla titriyor. Titremek rahatlatacak. Terliği bırakıp yürümeyi düşünüyor. Ama bu halde yere basamaz. Sanki bütün zemini böcekler kaplamış, duvarlardan binlercesi kendisine bakıyormuş gibi görüyor. Bir an silkinip kendine geliyor. İçinden hırsla bir küfür savurup terliğinin altını masanın metal bacağına sıyırıyor. Antenin hala kımıldayışı gözüne çarpıyor. Orospu çocuğu!
İyi geldi bu şok, diye düşünüyor. Odasına girerken sigaradan bir nefes çekiyor; tekrar, tekrar… Sönmüş. Sigaranın ucuna bakarken gözü yatağın üzerindeki çakmağa ilişiyor. Sevinç. Çakmağı yakıp uzun uzun sigarasını yakıyor. İntikam almak istercesine. Bir parça korlaşmış tütün kararmış sigara kağıdıyla birlikte aşağı doğru düşerken üflemeye çalışıyor. Çabalamasına rağmen ateş koluna düşüp minik bir delik açıyor. İğne batmış gibi. Elini tükürüğüyle ıslatıp yana yerine hızlı hızlı sürüyor. Çabuk geçti.
Sigaradan bir nefes daha. Ama istediği tadı alamıyor. Ne hoştu ezan diye düşünüyor. Bir daha okunsa. Ama aynı etkiyi yapmayacağını biliyor. Özelliği bir kez ve birdenbire oluşu. Saat dört civarı olmalı diye düşünüyor. Hava ne zaman aydınlanır?
Kalkıp pencereye yanaşıyor. Bir omzunu duvara yaslayıp tülü yandan hafifçe aralıyor. Basbayağı gece. Bu saatte camiye gidenleri düşünüyor. Yalnızlık. Huzur. Bir kalabalığa karışmak. Bu saatte. Tam şimdi. Diğer insanlarla birlikte.
Sigaranın külünü halıya çırpıyor. Hiç yapmadığı bir şey. Sonra küle bakıyor, tekrar çırpıyor. Yeni bir şey yapmak. Bizzat kendisinin, tamamen iradesiyle gerçekleştirdiği yasak bir eylem. Dışarıya bakmaktan bile cazip geliyor. Sonra halıda söndürmeyi düşünüyor sigarayı. Bu nedense itici geliyor. Belki de yangın tehlikesi.
Dalmış. Pencere kenarında, elinde külü uzamış sigara, gecenin dördünde gözü halıya dikilmiş bir kadın. Fazla “sanatsal” diye geçiriyor. Ama bu duyguyu sürdürmek de istiyor. Pencereden dışarı bakıp uzunca bir nefes sigara çekiyor. Parlayan ateşin camdaki aksine dikkat kesiliyor. Ateşin ışığında yüzünün bir parçası da camda görünüyor. Güzel bir fotoğraf. Üçüncü kez, bu sefer daha derin çekiyor. Ne kadar güçlü çekerse yüzü o kadar belirecek. Denklem ilginç gelse de hoşuna gitmiyor.
Birden ışığı kapatmaya karar veriyor. Birazdan gün ağaracak. Aceleyle düğmeye yöneliyor. Anahtar kapının yanında ama sandalye, yerde duran çanta, poşet ıvır zıvır ayağına dolaşıyor. Ayağıyla birini itekliyor. Çantanın içinden parlak jelatinli küçük bir poşetin düştüğünü fark ediyor. Oysaki gözü anahtarda. Jelibon. Dönüp eline alıyor. İki tane kalmış. Kendisine gönderilen bir hediye gibi seviniyor. Birini parmağının arasına alıp tatlı yumuşaklığını içine alıyor. Dişiyle küçük bir parça alıp dudağına sürüyor. Işığı kapatıyor. Kapkaranlık. Hiç de beklediği gibi loş olmuyor. Ama açmayacak tekrar. Kelebeklerin ışığa yönelmesi gibi pencereye gidiyor. Bir sandalyeyi alıp pencereye yanlamasına koyuyor.
Hala gece. Düşünemiyor, düşünmek istemiyor, düşünmekten korkuyor. Ama beyninin içinde kapkara yarasaların uçuştuğunu sezinliyor. Dışarısı. Anlamsız bir görüntü. Her zamanki karanlığa gömülmüş binalar. Büyük çoğunluğunu yan binanın çatısının oluşturduğu, hiç pencerenin önünden ayrılmayan manzara. Sadece uzaktaki yol ışıkları. İnsanlar uyuyor. Bütün insanlar uyuyor. Ya ben! Ağlasa darmadağın olacağını biliyor. Ağlamayı aklına bile getirmiyor. Yorgunluğun ve uykusuzluğun verdiği tatlı bir uyuşukluk eroin gibi bedenine dağılıyor. Bunu hissediyor. Hisse bırakıyor kendini. Hafif karıncalanma.
Derin bir iç çekiyor. Sanki saatlerce ağlamış gibi. Gibi? Çay olsa diye düşünüyor, açlığı aklına getirmeden. En son ne zaman yediğini düşünmek istemiyor. Neden? Geçmiş! Ne kadar geçmiş olursa olsun düşünmek istemiyor. İsterse bir saat öncesi olsun, ister yarım dakika. Geçmişi dev bir alev içinde hemen peşindeymiş gibi hayalliyor. Yaşıyorum ve anında kül oluyor. Dev bir alev dalgası hemen ardımda.
Yazmayı düşünüyor. Yazmak? En yumuşak karnı. Belki şuan iyi şeyler de yakalayacağını sezinliyor.
Birden dışarı çıkmayı düşünüyor. Ama henüz karanlık. Biraz aydınlansın dışarı fırlayıp serinliğe dalmayı, uyuşan bedenini günün en taze havasına bırakmayı hayalliyor. Belki açık bir fırında sıcak bir çörek. Dönüşte çay. Peynir. Posta gazetesi.
Dalıyor. Düzenli nefes alıp veriyor. Sol gözü rahatsız edecek kadar seğiriyor. Kolunu kaldırıp gözünü ovuşturmaya derman bulamıyor. Sol göz? İyiye mi kötüye mi işaret olduğu aklının ucundan geçmiyor. Dalgınlığını sürdürmek istiyor. Tüm bedenini seslere vermiş. Sarıp sarmalayan, dost canlısı bir rüzgar penceresinin önünden geçiyor. Bir insan sesi kadar yakın. Selam verir gibi. Rüzgar gidip karşı binanın önündeki ağaçla oynuyor. Ağacın ağırbaşlılığıyla eğlenir gibi onu rahatsız ediyor. Ağaç kurtulmak için sallanıyor, silkeleniyor. Yürüyebilse kovalayacak rüzgarı.
Ağacı seçebildiğini sonradan fark ediyor. Gün grileşmeye başlıyor. Bir ton açıldı gece. Sevişerek ayrılıyor Dostça. Anlaşarak. Her günkü olgunluğuyla yaşlı bir amca gibi zamanı gündüze devrediyor.
Hangisiyim ben? Gece-gündüz? Araf. Arafta olmak… Düşüncesi uzun bir esnemeyle bölünüp dağılıyor. Güzel bir sözü kaçırdığını düşünüyor.
Bir araba sesini fark ediyor. Daha önce de geçmiş miydi? Ard arda birkaç araba sesi daha duyuyor. Sesi fark etmediğini anlıyor. Kuş sesi. Nedense heyecan yaratmıyor. Oysa ki günü karşılayan neşeli şirincikler. Sabahın ilk saatlerinde gevezeliğe başlamış gibi bütün güçleriyle bağrışıyorlar. Ama görünürde kuş yok. Görünmedikleri yüzünden hoşlanmadığını düşünüyor. Saklanmaları sinirine dokunuyor. Kimse yok işte! Bir ben. Kendisine güvenmedikleri, hatta kendisini sevmediklerini düşünüyor. Orospu çocukları! Yakalasa birkaçının kafasını koparabileceğini hissediyor. O umarsız tavırları gözünün önüne geliyor. Ne kadar sevilse de gözleri hep başka yerde olan halleri sinirine dokunuyor. Sevmeyi bilmiyor kuşlar, diye düşünüyor. NE yapacakalrı kestirilemez halleri nefretini körüklüyor.
Gayri ihtiyari sigara aranırken kendi kendisini nasıl sinirlendirdiğini fark ediyor. Aynı zamanda komik geliyor. Hiçbir şey yokken sinirle dolmak. İnsanoğlunun ne tuhaf bir makine olduğu düşüncesi şöyle bir dokunup geçiyor zihninden. Sigaraya uzanacakken başparmağıyla işaret parmağı arasında iyice yassılttığı jelibonu fark ediyor. Canını çıkarmış. Gözünün önüne getirip inceliyor. Yeşil ama siyah görünüyor. Ezilmiş bir şirincik. Şeklini çıkartamıyor ama minik bir hayvan olduğunu tahmin ediyor.Ezdim onu. Ama fark etmeden. Düzeltmeye çalışıyor, olmuyor. Birden ağzına atıyor. Şimdi de yedim. Önce çiğneyemiyor. Dilinin üstünde. Tükürse daha büyük hakaret olacak. Hızla bir-iki çiğneyip yutuyor. Hemen sigara paketine uzanıyor. Üç tane kalmış.
Yatağa uzanmak istiyor. Tatlı bir genleşme hissi bedenini sarıyor. Bütün bedenini açarak genleşiyor. Verdiği hazdan memnun kendi sesini duyuyor. Saatlerdir konuşmamış. Gırtlağından melodili sesler çıkarıyor. Kendi sesine alışmak. Belki şarkı söylemeyi düşünüyor. Daha çok konuşmak. Tek bir kelime etmek. Anlamlı bir ses. Ama cesaret edemiyor. Korkuyor. Birden heyecanlandığını fark ediyor. Korktuğu, hayran olduğu ya da aşık olduğu birinin karşısında ne söyleyeceğini bilememe durumunda buluyor kendini. Karşısındaki bir söz beklemezken söze girmek. Merhaba, dese. Delirme korkusu. Yalnız merhabaya benzer bir ses çıkarıp hafiften şarkı melodisi mırıldanıyor. Bildiği bir şarkı değil. Hatta şarkı bile değil. Öyle, kendince…
Sigarayı yakmaya karar veriyor. İki tane sabahı buldurur. Yatağa sırt üstü uzanıyor. Arkasına yastığı alıp yaslanıyor. Yazacak. bir şeyler yazmanın rahatlatacağını hissediyor. Sol kolunu duvarla yatak arasındaki boşluğa uzatıyor. Her şey elinin altında. Defteri alıyor. Başını arkaya atıp kaleme bakınıyor. O da orada. İyiye işaret. Dizlerini karnına çekip defteri yerleştiriyor. Boş kağıda dalgın dalgın bakıyor. Birinin yüzüne bakar gibi… Bir anlam arıyor. Bulsa, o anlamı o yüze yazacak. Gizli anlamı görünür kılacak. Bu sözü seviyor. Onunla başlıyor.
Gizli anlamı görünür kılmak. Mümkün mü?
İkinci satıra geçince şiir yazmayı düşünüyor. Hiç şiir yazmamış. Şiire karşı kötü bir duygu yükseliyor içinden. Devam ediyor.
Mutluluğu izafiyeti. Mutluluk; insanoğlunun yarattığı en güçlü tanrı. Ateistlerin bile yadsıyamadığı. Belki bir tek Nietzche. Ne istiyorum? Ne istiyorum?
Zihni birden tufana tutulmuş gibi oluyor. Ne oldu birdenbire. İstikrar? Evet istikrar. Devam ediyor.
Hayatın en nefret ettiği şey, istikrar. İnsanoğlununsa en sevdiği… Ben? Duruyor. Sigarasından bir nefes çekip külü soldaki boşluğa çırpıyor. Ben? Neden kimseyi düşünmek istemiyorum? Nedenin de üstünü çiziyor. Düşünmeyi istemek düşünmek değil midir? Düşüce düşündüğün şeydir. Cümleyi tümden karalıyor. Başka bir cümleye varolmak diye başlıyor. Varolmak, gecenin dördünde (veya beşinde) tek başına olmaktır. Uyumak ölmekse, herkes uyurken varsın demektir. Yokluğun olmadığı yerde varlık olmayacağına göre yokluk durumunun yaratılması bilincin kapanması, yani uyku durumuyla denk düşeceğinden karşıtını da varolma durumuyla…
Cümle tümden yıkılıyor. Ama karlamıyor. Dadaca oldu. Paragrafın başına dadaca yazıyor.
Başı yan tarafa düşüyor. Duvarla yatak arasındaki boşluğa bir müddet dalıyor.
Boşluk, diye başlıyor. Boşluğa düşme. Dikkat düşme tehlikesi. Metronun kapısında yazan söz aklına geliyor. Boşluğa dikkat! Kitleler uyarılıyor ama şifreli. Ya da anlayanlara veriliyor mesaj.
Bacaklarını uzatıyor. Pantolonunun lastiği beline iz yapmış. Parmağıyla çekiştiriyor. Ama çıkarmayacak. Eşofman giymemekteki kararlılığı daha da pekişiyor. Odaya girdiği gibi çıkacak.
Bacaklarını indirip yatağa oturuyor. Dirseklerini dizine dayayıp yanaklarını avucunun içine alıyor. Gözlerini duvarla zeminin kesiştiği karşıki alana dikiyor. Bir arkadaşının sevimli çocuğunu orada hayal ediyor. Çocuğun yüzündeki gülümseme ona da geçiyor. Yanağının hareketini avucunda duyumsuyor. Bu duygu hoşuna gidiyor. Yabacılaşma.
Çocuğu zihinde sevmeye devam ediyor. Ama biran orada varolduğu düşüncesi tatlı hayali karabasana çeviriyor. Zihinden kovmaya çalışıyor. Kalkıp tuvalete gidiyor. Elini lambanın düğmesine uzatırken koridora bakmıyor. Çocuk. Ama çocuğun gülümseyen yüzü zihnine yapışıyor. Tuvaletin kapısını açınca orada görecek. Açıyor. Yok. Olmaması iyi bir durum; sevindirici. Gülümseyen yüz kaybolmaya başlıyor. Neden korktuğunu düşünmek bile istemiyor. Gülümsemedeki değişme. Hain ifade. Büyük gülümsemesi.
Lavaboda yüzüne su vuruyor. Ayna? Bakıyor. Sanki bambaşka bir şey görecekmiş korkusunu hissetmeye fırsat bırakmadan hızla yüzüne bakıyor. Alnını, çenesini, burnunu, yanağını gözden geçiriyor. Tanıdık bir yüz görmüş gibi oluyor. İstikrar. Merhaba diyesi geliyor. Demiyor. Mutsuzluğun gözlerine bakmış gibi. Mutsuzluğumun bedenleşmiş hali. Mutsuzluğumun bedeni. Diğer ben. Öteki. Mutsuz ben bana bakıyor. Oysa ben mutsuz muyum. Bunu bilebilmem için mutluluğu da bilmem gerekir diye düşünüyor. Ne mutluyum ne mutsuz. Olduğum gibiyim işte diyor. Bu tartışmadan kurtulmak rahatlatıyor. Kaçış.
Bir şeye sarılmak istiyor. Odasına giriyor, karanlık. Yastığını alıp göğsüne bastırıyor. Sıkıca sarılıp yatağa uzanıyor. Dizlerini karnına çekip ana rahmindeki gibi kıvrılıyor. Oidipus. Lut’un çocuklarıyız hepimiz. Ben de. Yastığına yüzünü sürüyor. Can yoldaşı yastığına.
Bu durum hoşuna gidiyor. Gerçekten bir şey düşünmeden kalabiliyor. Farkında değil ama bu yirmi dakika sürüyor. Zihni durgunlaşmış. Nefes alış verişi normalleşiyor. Gözleri yumuşak, kapanıyor. Ama uyumuyor. Dingin. Yastığını hafifçe oynatıyor. Canlı gibi hissetmek için. Kendisi de kollarını kımıldatıp rahat bir durum alıyor.
Yirmi dakika sonra yavaşça kollarını gevşetiyor. Yastığı alıp yatağın ucuna incitmeden koyuyor. Şimdi daha iyi. Sigaraya bakınıyor. Pencerenin pervazında beyaz paketin parladığını görüyor. Kalkıp iki sigaradan birini alıyor. Ateş? Etrafa bakınıyor, karanlık. Pis ir huzursuzluk incecik geçiyor içinden. NE oldu? Sigarayı tekrar parmaklarının arasına alıp gözüyle çevresini tarıyor. Yok. Işığı yakmaya karar bile vermeden elini düğmenin üstünde buluyor. Tekrar yakıyor. Beyaz ışık bir anda odayı gözler önüne seriyor. Kaybolmaya başlayan eşyalar yeniden dirilmiş gibi ortaya çıkıyor. Dağınık, dar. Öfkeyle çakmağa bakınıyor. Yerde. Sanki mahcupmuş gibi duruyor. Çakmağın mahcubiyeti öfkesini dindiriyor ama tümden kaldırmıyor. Yine de kibar davranıyor. Sigarasını yakıp çakmağı tekrar unutuyor. Bu sefer yatağın üstüne attı. Ayakta. Sigaradan derin bir nefes çekiyor. Gözleri halıda. Aklı bir şeye takılıyor ama ne olduğunu kendi de çıkaramıyor. Sorun ne?
Kafasını pencereye doğru çeviriyor. Gözlerinde savaş öncesinin korkusu ve saldırganlığı. Pencereye yaklaşamıyor. Düşüncelerini toparlamaya çalışıyor. Kaç saat… Saat kaç? Düşüncelerini toparlayamıyor. Emin olmalı. Yavaş yavaş pencereye yaklaşıyor. Tülü aralayınca birin saldıracağı korkusu. Burnundan nefes alıyor. Tek duyduğu kendi nefes sesi. Tülü aralıyor. Ellerinin titremediğine şaşkın. Biran neye baktığını unutuyor. Kaşları çatılmış. Dikkatle dışarı bakmayı sürdürüyor. Gece…
Ezan sesi, kuşlar, araba sesi, geçen zaman. Zaman? Emin olamıyor. Zifiri karanlık değil, belki bir ton açılmış ama aynı. Araba sesi tek tük geliyor. Ve cırcır böceği.
Yatağına oturuyor. Tek sigarası kalmış. Yatmayacak. Uyumayacak. Elbisesini çıkarmayacak. İçerdeki beyaz florasan dışarıyı daha da karanlık yapıyor. Araf. Cırcır böceğinin sesi yükseliyor. Hala gece.
Devamını okuyun!
yazar
duende
vakit
17:10
2
yorum
etiket Kısa Hikaye

