Mekan: Ortadoğu Teknik Üniversitesi, ODTÜ Stadyumu.
Etkinlik Sebebi: 2007-2008 Eğitim Yılının Açılışı
Tarih: 29 Eylül 2007 Cumartesi, 21:00
Organizasyon: LEO
Sanatçı: Goran Bregoviç & Düğün ve Cenaze Orkestrası (Wedding and Funeral Band)
Ankara’da insanlar hem eylül ayının hem de sonbaharın son sıcak anlarının keyfini çıkardı bugün ve saat yediyi geçerken gün karanlığa kaçmaya başladı bile. Güneşin kaybolmasıyla hava insanı ürpertmeye başlıyor. Kafanı kaldırıp bakıyorsun. Havada tek bir bulut yok. Yıldızlar tek tük de olsa gökte serpilmiş parıldıyor. Ay da, iyi bir yer kapmak için adeta saat sekizde bizimle beraber stadyumda yerini alıyor yavaşça. Sanki küçük bir çocuğun ucundan ısırdığı vanilyalı yuvarlak bir bisküvi bu akşam.
“Ankara'da yıllardır yapılan en görkemli konser olacak” sloganıyla tanıttı biletix etkinliği. Konser biletinin üzerinde zekice belirtildiği gibi Sırp asıllı Boşnak müzisyen ve bestekar Goran Bregovic ilk defa Ankara’da. İnsanların içi kıpır kıpır, konser öncesi banttan çalan müzikle bile oldukları yerde oynuyorlar. Bir saat içinde stadyum sıraları tamamen Bregovic’in müziğini bilen insanlarla dolacak. Çingene müziği, çigan müziği, balkan müziği, dünya müziği, ne derseniz deyin, yerinizde durmakta zorlandığınız anlar olacak. En azından buna inanmak isteyen bir kalabalık var...
Türkiye standartlarında ünlü bir yabancı sayılır Bregovic. Hem Avrupa sinemasında hem de Hollywood’da saygıdeğer bir yer edinmiş olan Emir Kusturica’nın başarı elde etmiş film müziklerini yapan kişi kendisi. Johnny Depp ve Faye Dunaway’in başrollerini paylaştığı Arizona Rüyası (Arizona Dream) filmini seyretmemiş bile olsanız, sözlerini Iggy Pop’un yazıp seslendirdiği “In the Deathcar” şarkısını veya Cannes’da 1995’de Altın Palmiye alan Yeraltı (Underground) filminin müziklerinin ününü duymamış olmak neredeyse zor. Son olarak Kara Kedi, Ak Kedi (Black Cat White Cat) filminde Kusturica ile beraber çalışan Bregovic, Türkiye’deki popülerliğini büyük oranda Sezen Aksu’nun 1997 tarihli “Düğün ve Cenaze” albümünün müziklerine imza atmış olmasına ve onunla konserlere çıkmış olmasına borçlu.
Uzun lafın kısası, bu adamı tanıyoruz ve bayağı bir seviyoruz aslında. Yeni öğretim yılı vesaire aslında hikaye tabii, amacımız amaçsızca eğlenmek. Konser saatini beklerken yanımda oturan kızarkadaşım soruyor, acaba tam dokuzda başlar mı diye. Bütün kötümserliğimle tabii ki hayır diyorum, hangi konser vaktinde başlar ki. Bir de aklıma ODTÜ stadyumda seyrettiğim ilk konser geliyor. Yedi sekiz sene önce Yeni Türkü gelecek. Ama onların sahne almasına izin vermeden, bir grup sol eğilimli genç stad kapılarını kırdıktan sonra, koşarak sahneyi ele geçiriyorlar, ve koparabildikleri o birkaç saniyede pankart açarak mikrofondan slogan atıyorlar. Unutulan devrimden ve içi boşaltılmış ideallerden doğru düzgün bahsedemeden seyircilerden yuhalanarak sahneden indiriliyorlar.
Ben bunları anlattıktan kısa bir süre sonra, stadın bir tarafından ellerinde tuttukları büyük beyaz bir bezle bir grup genç alkışlar arasında seyircilerin arasından oturma alanının ortasına doğru ilerlemeye başlıyor. Yürümeleri bittiğinde görüyorum ki bezin üzerinde “Müşteri Değiliz” yazıyor. Geçerliliğini yitirmiş ve inandırıcı görünmekten uzak bir söylemin son serzenişleri için yine yanlış bir mekan, yine yanlış bir zaman. Bazı şeyler demek ki değişmiyor. Yoksa bu arkadaşlar Kızıl Rusya’ya doğrultulmuş bir tabanca olarak planı çizilen ODTÜ kampüsünün tetiğinin içinde oldukları efsanesini bilmiyorlar mı? O tetiği oluşturan stadyumun sıralarına uzaktan bakıldığında artık “devrim” yazmadığını görmüyorlar mı?
Nihayet saat dokuz oluyor ve neredeyse o an, bir dakika bile geçmeden konser başlıyor. Kızarkadaşım ellerini çırparak seviniyor, aa tam vaktinde başladı diye. Arkamda duran ODTÜ mezunu şahsiyet Türkiye’de yaşayan biri olduğunu unutarak “Burası ODTÜ tabii” diyerek samimi bir gurur belirtisi gösteriyor. Ve konser son sürat başlıyor. Bregovic ve bol üflemeli enstrümanlarla donatılmış ekibi tam gaz veriyor coşkuyu. Herkes ayakta ve zıplamakla meşgul. Müzik kalitesi ve sunum doyumsuz. O kadar ki, insanlar tekrar yerlerine oturmamaya direniyor. “Otursana birader” gibi makul bir isteği “Konsere geldik kardeşim, ne oturması” gibi bir sitem karşılayabiliyor şappadanak. Sanırsın ki Wembley’de Queen’in son konseri.
Herşey çok güzel başlamıştı oysa. Günboyu hava sıcacıktı. Akşam oldu ay çıktı. Konser tam zamanında problemsiz başladı. Ama burası ODTÜ. Olaysız konser istemiyoruz. Başlayalı sadece 25 dakika olmuştu ki, sahnenin sağ kanadında kalan tellerin olduğu yerden insanların çim sahanın üzerine doğru koşmaya başladığını görüyoruz. Bunu gören o arkamdaki ODTÜ mezunu insan onları gösterip “aaa- süper” diyor otuziki dişiyle. Ben bunun neden sevindirik olunacak birşey olduğunu anlamaya uğraşırken, yüzlerce kişi çoktan sahnenin sağ tarafına yığılıyor. On kişilik güvenlik grubu ne yapmaları gerektiğini çözmeye çalışırken, bizim neyimiz eksik mentaliteli sol kanat da telleri deliyor ve sahaya akın ediyor. Sanırsın ki Diyarbakır’da kadınlara özel stadyum konseri veren İbrahim Tatlıses’in bir şekilde içeri girmeyi başaran erkek hayranları koşuyor sahneye. Sene 1995, Yeraltı’nın gösterime girdiği yıl. Gerçek olay.
Bregovic ve ekibi bütün soğukkanlılıkları ve profesyonellikleri ile, ve belki de cenaze ve düğünlerde şarkı çalmanın verdiği disiplin ve deneyim ile, müziklerini sakince icra etmeye devam ediyor. Yarım saat içinde etrafları tamamen çevreleniyor. Güvenlik çaresiz izliyor, ama protokol seyircisi, önündeki kalabalıktan bi halt göremez halde. Koşu yolundaki toz toprak danseden deli gürühun ayağından havalanarak sahneden birkaç yüz metre uzakta duran biz seyircilere kadar ulaşıyor. Sahne ise tamamen toz toprak içinde, hafiften bir bulut bile var. Haber yapan kameramanlara malzeme çıkıyor, konser başında ünlüleri tespit eden kamera ışıkları şimdi tekrar yanıyor, devrimci gençlik müşteri olmadıklarının altını çizen bezi tekrar açıyor.
İnsan sormadan edemiyor. Geliri ODTÜ Burs Fonuna aktarılacak konserde bunu yapmak niye? Sen müşteri değilsen nesin ey anarşist zevzek? Ne adam gibi bireysel gelişimini tamamlayabilmişsin, ne toplumsal otokontröle sahipsin. Ey okumuş etmiş sağduyulu, Türkiye’nin en prestijli kurumlarından birinin öğrencileri ve mezunları, az buz entel insanları! On yıllar önce ölen, sözde hala sahiplendiğiniz sosyalist ideolojinin ruhunu bir paçavraya sarıp toplulukların önünde tamamen alakasız bir olayda maskara etmek niye?
Eğer bu konseri veren Bregovic gibi bu coğrafyanın, bu kültürlerin bir insanı olmasaydı senin tozuna toprağına iki saniye daha orada durur muydu? Ne kadar canlı ve heyecanlı bir müzik çalıyor olursa olsun, senin şu yaptığın saygısızlığa tahammül eder miydi bir Amerikalı gitar virtüözü veya İngiliz bir grup? Ama Bregovic şarkı aralarında “Cool down, sit down, because I’m getting panicky!” (sakin olun, oturun, tırstım!) demek ile yetindi devşirme İngilizcesi ile. Bu kalabalıktan iyice aşmış bir grup ilerleyen dakikalarda sahneye kıçlarını dönüp ceza sahasının hemen dışında bir de kamp ateşi yaktı. Atmosferdeki mevcut toz toprağa şimdi bir de karanlık bir duman, pis bir is kokusu ve uçuşarak yanan küçük kağıt parçaları eklendi. Benim bir süre sonra nefes alıp verirken keyfim kaçtı. Sahnedekiler alet çalıyor, şarkı söylüyor, sanat yapıyor, sen daha durduğun yerde oturmayı beceremiyorsun bre mendebur hayvan!
Bu konser hiçbir şey için olmasa bile en azından “In the Deathcar” şarkısını canlı dinleyebilmek için değerdi. Bu konser Türkiye-İsviçre maçında, Trabzonspor maçında ve daha nice maçlarda sahada olanları daha iyi anlayabilmek için değerdi. Ne de olsa bu da bir açıkhava stadyum etkinliğiydi, insanlar sanat için bile olsa neden daha medeni—pardon sadece medeni—olmaya çalışsınlar ki. Konserin sonunda Bregovic ve müzisyenleri oradan nasıl çıktılar bilemiyorum. Sahaya koşan insanlar ile aynı trafiği paylaşmamak için son şarkıyı dinlemeden çıktım. Merdivenlerden inerken kafamı son kez yukarı kaldırdığımda, aydedeyi lunaparktaki gondolun çıktığı en tepe noktada asılı dururken gördüm.
Devamını okuyun!
Perşembe, Ekim 4
Kim Evleniyor, Kim Öldü?
yazar
bercutio
vakit
20:05
2
yorum
etiket Köşe Yazısı
Kaydol:
Yorumlar (Atom)