İkinci,
BÜYÜ
Söylenen o dur ki; çok ama çok eski zamanlarda, insanoğlunun bu evrende yalnızlığına terk edilmeden önceki çağlarda, büyü cennet ve cehennem denen kapıların ardında kilitliymiş...
İnsanoğlunun ilk ne zaman aklına düşmüştü acaba doğanın tüm gücüne hükmetmek, onu sahiplenmek ve yeniden yaratmak. İlk başta çocukça bir sahiplenme duygusu zamanla vahşileşmeye başlamış tüm benlikleri kaplamış mıydı?
“Tanrı herkesin kaderini çizmişse neden cennetle cehennemin kapılarını açmıştı? Doğup kaderimi yaşayacaksam sadece aciz bir yaratık olmaz mıyım?” Artık yorulmuştu, kaçıncı kez tekrarlıyordu aynı sözleri unutmuştu, sırasını da karıştırmıştı, taşları elinden bıraktı ve doğruldu, hava alması gerekiyordu bunalmıştı. Lima sokakları çoktan boşalmıştı bu saatte.
Yıllarca “büyü”nün peşinden koşup durmuşlardı, biliyordu bulacaklardı da, kapılar açıldığından beri, birileri bir şekilde bulmuşlardı onu, onlar da bulacaktı eminlerdi buna.
Aylar geçmişti onun öldüğünü öğreneli. Neden kapanmıştı o eve? Ne yapmıştı onca sene o dört duvar arasında? Neden yıllarca hiç kimseyi, onu bile aramamıştı? Bu sorulardan kurtulmalıydı artık. Cevapları öğrenmek için çok geçti, bunu uzun yıllar önce yapmalıydı, belki de bu pişmanlık onu yoruyordu, çok çabuk bunalıyor hemen pes ediyordu. Neden mezarına gitmek yerine, büyü’nün peşine düştükleri ilk yere gelmişti tekrar? Lima, kralların şehri.
Buraya ilk geldikleri günkü heyecanı hala hatırlıyordu. Cusko yolunda, sondan bir önceki durak Lima. İnka’nın kalbine girmeden önce hazırlanacakları, dinlenecekleri son yer. Biliyorlardı orda bulacaklardı kimsenin göremediği bulamadığı dokunamadığını. Kaç yıl olmuştu ki? Neden ilk buraya gelmişlerdi işte bunu tam olarak hatırlayamıyordu. Tahmin ettiği gibi Rosa Cafe kapalıydı, neyse ki okyanusun soğukluğu, esintisi iyi gelmişti. Artık uyumalıydı…
- Günaydın İnti. Nasılsın bugün?
- Günaydın, teşekkürler siz nasılsınız? Dün akşam rahat uyuyamadınız galiba?
- Yok yok sadece başım ağrıdı, biraz hava almaya çıktım. Coya nerede?
- Size akşam tacacho hazırlamak için pazara indi, şimdi gelir.
- Bak buna sevindim, sanırım ayrılmadan önce son kez tacacho yemek hoşuma gider.
Bir hayalin peşinde bunca sene koştuktan sonra istediğini elde edemeden tekrar geri dönmek, zaten işe altının güneşten gelen bir şekerleme olduğunu sanan bir medeniyetten başlamak ilk hataydı galiba! Yine de on sekiz yaşında Andların insanın nefesini kesen güzelliğini, Cusko’nun dünyanın hiçbir yerinde bir daha göremediği o eşsiz mimarisini tekrar yaşamak, o taşlara tekrar dokunmak ona yeniden umut vermişti.
Son yazdıkları ne zaman yayınlanacaktı acaba? Yıllarca ona daha yakın olmak için ilk o alırdı kitaplarını, ilk o okurdu ve her satırın nasıl yazıldığını yanındaymış gibi hisseder, o tatmin duygusuyla yola devam ederdi. Artık yayınlanmalıydı aylar geçmişti ölümünden bu yana. Bitirememiş miydi, yarım bırakmış olamazdı, o hiç bir şeyi yarım bırakmazdı, en azından yolculukları dışında hiçbir şeyi yarım bırakmamıştı!
- Günaydın bayan.
- Günaydın kraliçe Coya, erkencisin bugün?
- Size akşam çok güzel bir ziyafet hazırlayacağım.
- Teşekkür ederim gizemli Coya, İnti söyledi.
- Bana da ayrılacağınızı söyledi.
Coya, ilk tanıştığımız gün ondan daha iyisini bulamayacağımızı bilseydik tüm bu dertlere katlanmazdık herhalde. Onu ilk Rimac’ın kenarında taş toplarken görmüştük. O taşları ne yapacaksınız diye sorduğumuzda, onların büyülü olduğunu ne yapmak istersek onlarla yapabileceğimizi söylemişti. O ilk tepkisi hala kulaklarımda; “Bu kadar çabuk mu!” Evet bu kadar çabuk bulmuştuk. Kızılderili güzeli Coya, İnka’nın kraliçesi Coya, eski dost, büyücü Coya!
- Evet Coya, artık gitmeliyim. Sanırım onunla yüzleşmeye hazırım.
- Haklısın. Çok geç bile kaldın ama biliyorsun ki bunun tek yolu oraya gitmek değil.
- Biliyorum Coya biliyorum.
- Sence Cennette mi?
- Bilmiyorum Coya bilmiyorum!
- Bizlerin gidemiyeceği tek yer orası olsa gerek?
- Sanırım bunda haklısın. Ya sen, sen hiç Manco’yu özlemiyor musun?
- Manco, ölümü kendisi seçti ben değil!
- O yalnızlığı seçti.
Doğanın organik tüm gücünü kontrol edebilen, insanlığın iradesini elinden alabilen, istediği her şeyi avucunu içine aldığı taşların gücüyle gerçekleştirebilen, inancı yok edip tüm gücü eline alıp istediği gibi kullanabilen iki büyücü, kaybedeceklerini hiçbir zaman düşünmedikleri en değerli varlıklarını kaybetmişlerdi artık.
- İnti, bize iki tane pisco getir.
Üç,
SEFER
Gürültü gitgide azalıyordu. Fırtına dinmeye başlamıştı. Teknenin kasnakları artık rahatlamış, bütün gece dalgalardan yediği tokatlardan sersemlemiş, okyanusun akıntısına kendini bırakmıştı.
Devamını okuyun!
Pazar, Mayıs 11
Büyü
yazar
scotty
vakit
01:08
1 yorum
etiket Kısa Hikaye
Cuma, Mayıs 2
Sebepsiz Yere
Yasaklandı bana aşk,
Kalpler kırık; tuz ve buz olmuş içimizde!
Yapıştırmak, komik...
Ve tiyatro, sonsuza dek...
İşte hepsi bu...
Devamını okuyun!
Kaydol:
Yorumlar (Atom)